28 Temmuz 2016 Perşembe

Japonya’da Neye Sinir Oluyorum?

IMG_1792
Böyle pozitif pozitif yazıyorum,postluyorum hep de sanmayın ki Japonya’nın her şeyine bayılıyorum.Evet mutluyum burada ve genel olarak huzurlu bir hayat yaşıyorum ama arada bir öyle dank diye iniyor ki tepemden bazı şeyler,hay senin Japonya gibi…dediğim de oluyor.
Bunların en başında geleni,hani bizim arasıra abarttığımız “ay olmaz ayıp olur” kültürünün olmaması.Nerden çıktı derseniz,geçen akşam Meyra’nın sınıf arkadaşının ailesine ait bir restorana gittik bir arkadaşımla.Meyra da vardı.Sonra arkadaşı da geldi.Kız mutfağa gidip babasından hem kendisi hem Meyra için meyve suyu aldı geldi.Meyra’yla içtiler güzel güzel.Sonra biz annesiyle tam mutfak girişinin orda sohbet ederken,kız meyve suyunu bitirip pıtır pıtır mutfağa gidip babasına boş bardağı verdi.Arkasından Meyra da bitirdi.Güzelce teşekkür etti ve bardağı toplamak yerine götürmek istedi.
Ben Türk aklımla arkadaşının babasına bardağı götürmesinde bir sakınca görmedim.Tam mutfağından başından adımını attı ki,arkadaşının annesi bir el hareketiyle O’nu durdurup “yalnız oraya girmek yasak!” dedi..
Bu kadar yıldır Japonya’da yaşıyorum.Bu insanların duvarlarını kalıplarını biliyorum.Ama hala şöyle bir durumda kan beynime sıçrıyor..Bunun için kadını suçlayamam.Kimseyi bir yere sokmak zorunda değil.Sebebi hijyendir başka birşeydir bilemem.Ama ben olsam ayıp olur derim.3 yaşında bebe ne olacak girsin derim.Hem ne kadar ev sahibi de olsa aradaşı da girip çıkıyor.Altı üstü bardak verecek gelecek derim…
Derim arkadaş diyorum..Ve Türk kaprisi deyin ne isterseniz deyin.Birçok konuda sonsuz hoşgörüm var ama hoşgörülebilecek noktalarda sıfır toleransı hoş göremiyorum..Ne yalan söyliyim bir daha da gidesim yok…
Azıcık iç dökme olsun..
Not:Bu noktalar biraz da karaktere bağlı tabi.Bütün arkadaşlarım böyle sert kafalı değil çok şükür…

Bir Anı...

Kadınlar gününe özel bir anımı paylaşacağım sizinle.8 Mart günü değer verildiğimizi sanıp,kadını eşya,kullanılacak mal görenin sadece eğitimsiz,”ayy kro” diye tabir ettiğimiz bir kısım erkekler olmadığını,gizli öküzleri bilin diye..
7,8 sene önceydi.Japonya’ya geldiğimin 2.yılı falan.Gece bir etkinlik vardı.Havai fişekmiydi neydi hatırlamıyorum.Shinjuku’dan yamanote tren hattına bindim.Karşılıklı üçlü koltuklardan boş olan yere oturdum. Karşımdaki üçlü de liseli yaşlarda bir Japon kızcağız,yanındaki yerde de 35-40yaşlarında iki yabancı erkek oturuyor.
İki erkek gözüme bi Türk gelmişti zaten ama konuşmaya başlayınca emin oldum.Nereden baksanız aile babalarıydı.İyi giyimli ve muhtemelen çalıştıkları şirketin stajı,toplantısı,fuarı bişeysi için gelmiş kişiler.O Zaman pek bilgim yok bunlarla ilgili.Sadece aile babası göründüler gözüme.
Onlar benim Türk olduğumu anlamadı.Öğrenciyim o zaman daha.Sırtımda sırt çantası filan.Bir de ilk bakışta anlaşılmıyorum herhalde. Sesimi çıkarmadım.Çıkarmam genelde.Onlar aralarında konuşmaya başladılar.Düzgün bir Türkçeyle..
“Şimdi bu çelikler amma tatlı olur!Off şu yanındaki var ya! “(Liseli kızı söylüyor.)”Onu böyle ….., evireceksin…..çevireceksin…..”
Gerisini hatırlamıyorum.Kan beynimde Nasıl pis bakmışım suratlarına.Birisi döndü benim için.”Bu da çok pis bakıyo.Nereli acaba”dedi.
Yok benim için ağızlarını bozmadılar.Çünkü hazır Japonya’ya gelinmiş.Dikkatler “çekikler”üstünde…Mühürlendi sanki ağzım.Sesimi çıkaramadım.Sinirle indim trenden.Çok büyük pişmanlığımdır.Kalkıp o lafları ağızlarına tıkamamış olmak.Çünkü biliyorum Türk olduğumu bilseler utanırlardı.Çünkü pişkin pişkin yaptığına devam edecek tipler değildi.Japonya’ya gelmiş olmanın erkekçe eğlencesinin kimsenin anlamadığı dillerinin tadını böyle abuk subuk çıkarmak olduğunu sanmış akılsızlardı.
Okur mu birinden biri bu yazıyı acaba.Utanır mı. .
Öyle yada böyle.ülkemizde kadına bakışın açıklaması bu.Erkeğin eğlence anlayışı bu.. Yanlış anlamayın.Bütün Türk erkeklerini mimlemek için anlatmadım.Üç beş güzel erkek kalmış.Biri sizdeyse iyi bakın.Dırdır etmeyin. 🙂

İş yerinden kızmıyorlar mı?/Hasta çocuk yuvası

Hele de birkaç aydır neredeyse ayda 2 kere Meyra’nın ateşi,aksırığı tıksırığı dolayısıyla sabah işe “gelemiyorum “diye telefon etmek zorunda kalıyorum.
İşten sorun etmiyorlar mı?
Etmiyorlar.Yada ediyorlarsa da bana söylemiyorlar. Yalnız böyle zırt pırt olunca bir zor oluyor telefon etmek..İnsanın kendi sorumluluk duygusundan..
Yalnız sorun etmiyorlar dedim ama benim çalıştığım şirketin 100de 70’i filan kadın.Bir çoğu da çocuklu.Böyle olunca gayet anlayışlı oluyorlar bu konularda. Bunun yanında ben bir takımın başı,bir karar merci veya faturalara imza atması gereken biri değilim.Sıradan bir çalışanım. O büyük konumlarda olanlarda sıkıntı oluyormuş.Sıkıntı derken gidecek yani mecbur..
Bir de çalıştığı yer kıl olanlar var.Direk arıza olanlar.E peki ne oluyor o zaman?Çünkü Japonya’da çocuğa annane babanne bakması durumu pek yok.Yakın olsa elbet bu durumda bakarlar ama özellikle Tokyo’da çekirdek aile yakınında ana baba yok genelde.Bir ben değilim yani gurbet elde yalnız olan. 🙂
Neyse ne oluyor o zaman?
“HASTA ÇOCUK YUVASI” diye birşey var.Önceden kayıtlı olmak gerekiyormuş.Öyle kafana göre bırakamıyorsun. Ama kayıtlı olduğun hasta çocuk yuvası varsa,çocuğun hasta olduğu ama işe gitmen gereken gün,normal yuva da kabul etmediğinden,gidip hasta çocuk yuvasına bırakıyorsun..
Çocuk kliniklerine bağlı olan yerler falan çok oluyormuş.İsmi yuva ama kulaktan duyduğum kadarıyla yatıyormuş çocuklar.Hasta ne yapacak.Tamam klinik ve uzmanlar yanı başında ama ya psikoloji?
İşte bu da nadir kültür şoklarımdan birisi..Allah büyük konuşturmasın.Allah mecbur bırakmasın.Ama ben işten değil fırça,tokat yiyeceğimi bilsem,o gün işten şutu yiyeceğimi bilsem..Bırakamam..Daha 2,3 yaşındaki 39 ateşle yanan bebemi,hele de normalde alışık olmadığı yabancı bir ortama,yapayalnız bırakamam..Allah bırakmak zorunda olanlara güç kuvvet,çocuklarına çabucak sağlık versin.