16 Şubat 2017 Perşembe

Eski Sevgili

 Japon erkeği Türk erkeği bıddırı bıddırı mevzusu oluyor ya, size bir sır vereceğim.İnstagram fotoğraflarım içinde bir yerlerde içinde poz verdiğim grupta eski sevgilim de var.Şimdiiii yazının gerisine merak yeterince arttıysa anlatayım. :)

 Hani böyle meşhur kişiler bazen kocaları ve eski kocaları yada sevgilileriyle poz verirler, insanlar da altına "yuh anasını! Nasıl tuhaf insanlarsınız!" falan filan diye yorum yazar ya.Hah işte ben o yorumlara katılanlar kategorisinde yer almasam da, bu durum benim içinde hafiften bir "vay be!" durumuydu kabul.

 Sonra ne oldu da aynı kareye girebilir oldum O'nu anlatayım.Tabi daha önce eski sevgili mevzusunu.Neredeyse tüm üniversite hayatımda yanımda olan insan benim gibi şu an Japonya'da yaşıyor.E öyle olunca üniversite arkadaşları ortak, millet ortak, facebook arkadaşlarımız  artık bir 100-200 kişi falan ortak! Tabi kırk yılın başı da olsa aynı ortamda denk geliyoruz.

 Yıllaaaar yıllar önce (10 seneden fazla) yollarımızı ayırdıktan sonra bir yerde karşılaşmaktan inanılmaz çekiniyordum.Biraz da yıllarca daha çok üzen taraf olduğumdan olabilir ki nasıl davranacağımı, ne yapacağımı bilemiyordum. Yani duygular zaten yolları ayırmadan çok önce tükenmişti ve çekinmemle hiç alakası yoktu ama işte eski sevgiliydi sonuçta! Onun yanında başkası olması beni zerre rahatsız etmezdi ama benim yanımda başkası olunca o ortamda duramazdım.Zaten o zamanlar O'nun da asla benimle karşılaşmak istemediğini duyuyordum.Falan filan..

 İşte böyle yıllarca ayda yılda bir kalabalık gruplarda karşılaştık.En ayrı uç köşelere oturduk.Sonra ben evlendim.Sonra anne oldum.Sonra bir arkadaşın kızının doğum günü partisinde yıllar sonra ilk defa yine karşılaştık.Onun yanında kız arkadaşı benim de kocam vardı.Ben yine köşe bucak kaçmayı tercih ederken, bir baktım O Meyra'yla oynamaya uğraşıyor falan.Aşmıştı yani.Bunu gördüğümde bana da bir rahatlama geldi sanki.Sonra ben diğer odada çocuk peşinde koştururken, bir baktım Kou ile ikisi derin sohbette.Kou o gün O'nun orada olacağını biliyordu ama o an konuştuğu insan olduğunu bilmiyormuş.Aaaa dedi ikisi de güldü.Sonra sohbete devam ettiler.

O günden sonra bir kere daha karşılaştık ailece.O ve Kou gayet normaldi.Ben gene bir çekinik falan.Sonra Onlar normal davrandıkça bana da bir rahatlama geldi sanırım.Gereksiz garip hallerimden bir anda sıyrıldım.

En son karşılaştığımızda bir baktım O'na hal hatır soran taraf benim.Onca insan içinde köşe bucak kaçmayan, hatta denk gelince sohbet edebilen de.Hatta öyle ki ben Türkiye'de iken ortak bir arkadaşımız Japonya'ya gelmişti.Kou Onlarla görüşüp eve döneceği sırada, eski dost o arkadaşlarla görüşmeye gelecek olmuş.Kou "aaa o zaman ben de bir selam vereyim öyle gideyim" diye beklemiş.Bu da eski dostun pek hoşuna gitmiş.Bunu da eski dosttan duydum.Benim de hoşuma gitti.Aferim kocaya. :)

 Yani işte durum böyle.Şimdi bu yazıyı bizi her aynı karede gördüğünde durumu soran ortak arkadaşlar da okuyacak, muhtemelen eski dostun kulağına da gidecek.Ben de böyle tüm samimiyetimle durumu açıklığa kavuşturayım dedim.  :))))  Uzun sürmüş olsa da en çok da kocam sayesinde eski sevgili filan durumunu aşmış durumdayım.Eski dost da (artık bu tabir daha çok uyuyor bence O'na) değişmiş, olgunlaşmış, çoktan aşmış.En daha da önemlisi yıllaaaaaar yıllar geçmiş, köprülerden ne sular akmış, birkaç bulanık görüntüden başka anısı dahi kalmamış (beraberken ne yer ne içerdik onu bile hatırlayamadığım).Çekinecek nesi kalmış? Medeniyet mi dersiniz, yok artık mı bilemiyorum ama ben şu an eski dost ile gayet dost olabilecek durumdayım.Çevremizdeki insanlar sonsuza kadar duruma şaşırabilirler.Ben de olsam şaşırırmıydım bilmiyorum ama içerden şaşıracak hiç birşey yok inanın.

Tabiki bu konuda şartlar, taraflar, geçen zaman, ortam etkisi büyük ama özellikle de sürekli karşılaşmak durumunda olunan eski dostlar için gereksiz geri kafalılığı aşmak insanı gerçekten rahatlatıyor.Tavsiye ederim. :)

15 Şubat 2017 Çarşamba

Sosyal Medya Annesi

 Elim değmişken bu konuda da söylemek istediklerim var.Hatırlarsınız bir iki ay önce meşhur internet annelerinden bir bayan (ben kendisini tanmıyorum ama yazısında özellikle belirtmiş) sosyal medya anneleri adına tüm annelerden özür diledi.

 Açıkçası ben her iki taraf muhattabı da değilim.Sosyal medya olayına Japonya'da bir Türk anne ismiyle başlamıştım ama hiçbir paylaşımımda çocuğunuza onu yedirin, bunu giydirin, şöyle yapın böyle edin demedim.Hatta annelikle ilgili pek paylaşımım da yoktu.Diğer yandan, anne olmamla birlikte hem annelik hem de sosyal medya tecrübesizliğimden birkaç meşhur anne takip etmişliğim var ama "bu ne yaw" deyip oradan kaçmayı akıl etmem uzun sürmedi.Şu an sadece uzman kişiler var listemde.

 Ne diyordum muhattap değilim.Amma velakin bende mi sorun var böyle herşeye muhalif bilemiyorum ama beni bu özür rahatsız etti.Muhattaplar adına.

ÇÜNKÜ

Bahsetmediği şeyler, göstermediği kısımlar yüzünden annelere yaşattığı yetersizlik hissi için özür temalı kaleme aldığı yazısının yarısından çoğu "Ben geldiğimde buralar heeep otluktu" ile başlayıp, "Ben herşeyin içinde vardım,hepsini biliyorum" ile devam edip, "Evimde yatılı bakıcı,üç gün gelen yardımcı vardı.Ben süt sağmaktan başka birşey yapmıyordum.Söylemeyi unutmuşum" ile bitiyor.

 Ben eğer sosyal medya anneleri lafıyla evde yulaf öğütemediğim için kendimi yemiş bir anne olsaydım, bu özür için mutlu olabilir miydim yada içimde kalan yetersizlik hissinden kurtulabilir miydim bilemiyorum.Kurtulan oldu mu onu da bilmek istiyorum açıkçası.Yani hanımefendinin bütün yapılması gereken ev işlerini başkasının halletmiş olması, evinin işini de yapmak zorunda olan kadının yulaf öğütememe gerçeğini değiştirebildi mi? "Hmmm peki kadının yardımcıları varmış, o zaman benim çocuğum organik yulaf yemese de oluyomuş" mu diye düşündürdü? Yoksa aksine olmayan imkanları yüzünden öğütemediği yulafın yanına bir de kadere mi lanet etmeye başladı? Kafamda deli sorular...

  Yanlış anlaşılmasın.Hanımefendinin bunu bilerek yaptığını hiç sanmıyorum.Aksine samimiyetine yürekten inanıyorum.Ama bu içinde yaşanılan kültür etkisi işte.Farkında olmadan yapmak.Onun için nacizane eleştirim.Eğer içten bir özürse maksat "Anne sütünü arttırmakla ilgili ahkam kesmiş ve binbir yöntem önermiş olabilirim ama yine o yöntemleri uygulamak için bütün gün evde sadece süt sağdığımı başka bir iş yapmadığımı söylemeyi hiç akıl edemedim.” yada ''Yine çocuk psikolojisi, eğitimi, okul seçimi ile ilgili kafanızda bir sürü “ideal” peyda ettiysem kusura bakmayın. O ideallerin kimisi sizin için mümkün değildi” gibi cümleler kullanmak yerine " anne olduğumda sizler gibi herşeyi doğru mükemmel yapmaya çabaladım.Çabalarken de kendimi takdir etme, bunu size de gösterme, takdir edilme ihtiyacı duydum.Farketmeden bir ego gelişti.Fakat size kendi doğrularımı yansıtırken tüm annelerin aynı imkanlara ve koşullara sahip olmadığını düşünemedim.Benim yardımcım vardı, belki bazılarınızın da.Yada anneniz vardı yanınızda ama bazılarınızın da hiç kimse.Yada bazılarımızın imkanları çok genişti bazılarımızın dar.Bu hiç birimizin eksik yada fazla anne olduğu anlamına gelmezdi.Çünkü anne olmanın en büyük süper gücü çocuklarımıza verdiğimiz sevgiydi." diyebilirdi mesela.Tercih etmemiş.

 Uzun lafın kısası, bu yazıyı okuyan ve isimli anneleri takip eden birçok anne var biliyorum.İsmi olan tüm annelerin zaten imkanı var.Yardımcısı da var.Özel okul seçecek lüksü de yulaf öğütecek zamanı da.Başka türlüsü olsa çocuğunun vaktinden çalar, nasıl olacak? Allah daha çok versin.Hatta keşke mümkün olsa herkese versin.Ama olmuyor işte.Onun için gene takip edin (iyi hissettiriyorsa ) ama kendinize ideal anne aramayın bence.Çünkü kendi çocuğunuza en ideal anne sizsiniz :)

14 Şubat 2017 Salı

İntihar Eden Çift



Daha önce Japonya'da intihar ile ilgili yazmıştım.Biliyorsunuz Japonya intihar oranları çok çok yüksek bir ülke.Yaş sınır tanımıyor.İlkokul çocuklarına kadar inmiş durumda.

 Şimdi böyle bir ülkede yaşarken geçen Çeşme'de birlikte intihar eden çiftin haberini gördüm.Tepkiler, olayın gelişmesi, parlaması ve sönmesi tam da beklediğim gibi oldu.

 Duyulduğunda paylaşanlar romantik yaklaştı."Kanser hastası çift kimseye yük olmamak için, ölüme el ele gittiler.Ne güzel insanlarmış.Oteldeki çalışana bahşiş bırakmışlar".

 Sonra bir oğulları olduğu ortaya çıktı.Üstelik intihar etmeden önce kendisine annesi ve babasından gönderilen mesaja "Hastasınız siz, aynı anneannem gibi, canlınız yetmedi, kendinizi öldürerek de ağzıma sı.ın. Nefret ediyorum ikinizden" şeklinde cevap verdiği ortaya çıktı.Bu sefer reyting sever medya hayırsız evlat üzerine yoğunlaştı.Hayırsız oğuldan intihar mesajına şok yanıt!

 Tam beklediğim gibi gelişti derken tepkilerden, medyadan bahsediyorum.Duygusal milletiz çünkü.Ne hüznümüzü ne öfkemizi bastırmayı bilemeyiz.Bu duygularımızı deşeni de severiz.Medyamız da bunu çok iyi bilir...

 Ben bütün bunları izlerken kendimi yaşlı çiftin yerine koydum önce.Ki çok da yaşlı değillermiş aslında.Ve kanser hastası olan amcaymış, teyze turp gibiymiş aslında.Her neyse...Beden onların.Kafa onların.İntihar etmek istemişlerse keyif de onların.Ha ben olsam ne durumda olursa olsun, kilometrelerce uzakta olan oğluma biz birazdan ölcez yazıp ölüme gidebilir miydim bilmiyorum.Haber olacağımı bile bile, etrafa bahşiş dağıtıp, oğlumun çaresiz öfkeli mesajı telefonumda, O'nu öyle ağır bir yük altında öylece bırakıp umursamaz gidebilir miydim bilmiyorum.Ben pek romantik bakamadım olaya yani.

 Sonra hayırsız tabir edilen evlat tarafına koydum kendimi.Gönderdiği mesaj ağır evet ama umursamaz gelmedi bana."Atsan atılmaz satsan satılmaz ama ana baba işte nasıl vazgeçeyim ben sizden, aşşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık, ne yapacağım bu cendere içinde! 40'ımı geçtim indiremiyorum sırtımdan anıları.Allah aşkına biraz normal olun.Giderken bile binidirdiğiniz yükü sırtlayıp nasıl uçup geleyim?Napayım ben şimdi bu mesajı okuyup? Söyleyin bana?Nasıl geçeyim sizden?" cümlelerinin bir özeti gibi geldi...

 Şimdi bu olay Japonya'da olsaydı.Yine haber olurdu.Televizyonda yarı magazin haber programlarında incelemesi olurdu.Sunucuların yüzleri üzgün, neden oldu, neyi neden yaptılar, oğulları ile araları kötü müydü, hastalar mıydı,ne yapılırsa önlenebilirdi analizleri yapılırdı.Gerekirse oğul telefona bağlanır konuşurdu.Fakat kimse yargılanmaz, yaftalanmaz, aşşağılanmazdı.Haberin sonunda da "öyle olmuş, böyle olmuş ama çift ölümü seçmiş.Haydi Buda kutsasın" der olay kapanırdı.

 Buda kutsasın kısmını salladım.Öyle birşey demiyorlar ama Buda demişken belki şaşıracağınız birşey söyleyeceğim.Dünyadaki birçok dinde olduğu gibi aslında Budizmde de intihar izin verilen birşey değil.Ama yine insanım tarafından anlaşılması zor olarak bunca intihar vakasının altına bir budist kulu bile " Buda affetsin.Budizmde intiharın kötü olduğunu herkes biliyor! Boşuna yaşamış yazık! Nasıl beyin var bunlarda...vırvır bırbır" diye tek bir yorum bile yazmıyor.

 Çünkü cehennemin dibini de boylayacaksa da, boylayacak olanın kendi bedeni olmadığının, söz konusu kişini  KENDİSİ İLE HİÇ ALAKASI OLMAYAN BAŞKA BİR BİREY olduğunun farkında...

 Özellikle çok takipçili tanınan insanların sayfaların bu olayı romantik roman gibi yansıtmalarını doğru bulmuyorum.Kaldı ki kadının, adamın veya oğullarının ne duygularla yaşadığını ve yaşayacağını kimse bilemez.Fakat yorumlara intihar etmiş diye ölünün arkasından bin hakaret etmek de ne oluyor?Ne biliyorsun müslüman olduklarını? Ne biliyorsun seninle aynı inancı paylaştıklarını? Asıl sorun paylaşmıyor olduklarını bilmek mi? Sanane arkadaşım SANA NE??? İşte bu soruya, ucundan karşılıksız emek harcaman gerekecek her konuya verebileceğin kadar yürekten " doğru diyosun bana ne" diye cevap verebilecek insanlar çoğaldığında düze çıkabilecek ülkem...

20 Ocak 2017 Cuma

GHIBLI (JIBURI) MÜZESİ/ HAYAO MIYAZAKI

 Tokyo'daki yaşamımın 10. yılında nihayet Jiburi müzesine gittim..Buradan da anlaşılacağı üzere çılgın bir anime aşığı hiç değilim.Hatta birçok meşhur animeyi Japonya'ya geldikten sonra seyrettim..Bununla gurur duymuyorum tabi.Anime dünyası gerçekten ayrı bir sanat dalı ve herkesin ucundan da olsa bir fikri olmalı.Geç anlamış olsam da.

 Neyse dediğim gibi anime bilgim Meyra ile birlikte 1500 kere Totoro izlemiş olmam dışında, bu yazıyı okuyan birçok arkadaştan geri kalır.Onun için bu yazı, ilk defa Jiburi müzesine gidip büyülenmemin yazısıdır.Eksiklerim eminim vardır.Onları siz tamamlayın.

Öncelikle bir gün Jiburi müzesine gitmek isteyen arkadaşlar için bir iki önemli noktayı anlatayım.Kapıda bilet satışı yok.Bileti önceden almanız gerekiyor.Japonya'da oturan arkadaşlar için her ayın 10'unda (evet sadece 1 gün) bir sonraki tüm ayın biletleri satışa çıkıyor.Gidip Lawson'lardan alıyorsunuz.

 Yurt dışındaki arkadaşlara gelince, internet üzerinden alabiliyorsunuz.Fakat yine aynı sistem geçerli.Her ayın 10'unda diğer ayın biletini alabiliyorsunuz.


 Biletler yalnızca aldığınız tarih için geçerli.Hatta saatli! Yani 2 Şubat saat 12:00' ye biletiniz varsa,12:00'ye 15-20 dakika önce gidebilirsiniz.Girişte kimlik kontrolü yapılıyor.Eğer biletin üstünde ismi yazan siz değilseniz GİREMİYORSUNUZ! Öyle kıymetli yani. :) Amma velakin takdir edilesi şu ki,biletler gayet ucuz! Japonya'daki uyduruk çizgi film müzeleri vs giriş ücreti 3500 civarı iken (sanki Disneyland'a gidiyoruz canına yandığım! ), Jiburi sadece 1000 yen! 3 yaş altı çocuklar ücretsiz,diğerleri de 300-500.

Jiburi müzesi 2001 yılında açılmış.Hayaosan alttaki fotoğraftaki çizimi kendisi yapmış ve bunu istiyorum demiş.Aynısı da olmuş!!!Müzenin içinde fotoğraf çekmek yasak."Çaktırmadan çeksem..?"dedim..Kou, " biri orda burda yayınladığını farkederse mahkemeye kadar yolu var" dedi,vazgeçtim. :) Onun için gözlerime çizdiklerimi anlatacağım.Sonra da merak edenler müzenin sitesine bakarsa orada birkaç fotoğraf var.


İçeriye girerken kapıda sizi kocaman bir Totoro karşılıyor.Broşürünüzü ve içerdeki salonda izleyebileceğiniz kısa film biletini verdikleri resepsiyonun arkasına konulmuş.Minikler için bir basamak var.Onun üstüne çıkıp bakıyorlar.


 Sonra daha da içeriye giriyoruz.Ne yalan söyliyeyim,anime müzesi diye düşündüğümden mi ne,benim aklımda sağda solda yumoş totoroların,oyuncakların,duvarlarda animelerden sahnelerin olduğu fotoğraflar beklemişim heralde..İçeriye girmemizle Kou'yla ikimizin ağzı açık kaldı! Çizgi film değil, insanoğlunun yaptığı,üstelik öyle renkli menkli falan değil gayet kahverengi tahta rengi duvarlar ama sanki animenin içindeyiz! Ortada en yukarı kadar çıkan tuhaf bir merdiven,sağda eski usul bir asansör,yukarıda köprüler aynı "Sen to Chihiro" daki gibi.Sağdaki soldaki herşey o yada bu animedeki gibi.Ama öyle çizgi film gibi değil gerçek! 

 İşte benim Jiburi filmlerinde bulduğum büyü bu.Animelerdeki hikayeler fantastik ama karakterlerin sözleri,davranışları,çevre kurgusu o kadar gerçek ki! Mesela Komşum Totoro'da Satsuki'nin sabah kahvaltısını ederken arkadaşının çağırmasına verdiği tepki,Komşu teyzenin sözleri tavrı,erkek torununun herbir mimiği! Öyle gerçek kı!! "Ayyy evet var böyle teyze var!!!Ayyy Meichan aynı bizim Meyra! " filan diyor insan! İşte o sebepten olsa gerek,bu müzede insan gerçek gerçek hayal dünyasına girebiliyor..

  Binada belli bir rota yok.Nereye koşturmak istersen oraya.3 katın en alt katında anime nasıl yapılır odası var.Böyle bir cümlede ruhsuz ruhsuz geliyor olabilir ama şöyle ki,mesela bir alanın önüne geliyorsunuz.Camekanın içinde arkada Totoro zıplıyor.Önde Meichan ip atlıyor.Minik oyuncaklar bunlar.Bir de parıl parıldayan ışık var.Böyle görünüyor.Sonra birden ışık sönüyor.Panel duruyor.Aaaa !!!  Totorodan bir sürü var! Hiçbiri hareket etmiyor! Sadece bir figür aşşağıda bir figür yukarıda.Mei de öyle! Sonra önce panel dönme dolap gibi yine dönmeye başlıyor.Gittikçe hızlanıyor.Sonra parlayan ışık geri geliyor.Sürekli yanıp sönen flaş gibi.Aaaa! Totoro yine zıplamaya başladı!! İşte bu odada bunun gibi birçok eğlenceli köşe var.Üstelik bazılarında çocuklar açıktaki kolu çevirerek çizgi filmi kendileri oynatabiliyor.Tabiki büyüklere de yasak değil. :) 

İkinci katta girişin biri "Neko Bus" şeklinde.Burası büyüklerin de girebildiği yer.Koltuklar aynı Totoro'daki gibi içine gömülüyor!Sonra oradan geçip sırayla küçük odalara dalıyorsunuz.Burası pek çocukların ilgisini çekmiyor ama Miyazaki hayranları için içinde kaybolunası yer! Çünkü tüm odalar olduğu gibi Miyazaki nerde nasıl ne yaparak neyi çizdi.Nasıl boyadı.Ne kullandı.Çizerken ne yedi,ne içti şeklinde düzenlenmiş.Çılgın bir dünya diyeyim o kadar..Duvarlarda el çizimleri filan öyle raptiyeyle tutturulmuş gibi..Arada odalarda animelerden sahneler, "Kurenano Buta" daki uçak maketi vs var.

Sonra 3. kat.Burası tam olarak çocuklar için. Ortada kocaman yumoş yumoş bir Neko Bus! Yanında bir dünya makkuro kuro suke (Toz tavşancıkları ki ben olsam öyle çevirmezdim...) İster Neko Bus'ın içine girip oynuyorlar,ister üstüne çıkıp tepiniyorlar.Yalnız giriş sırayla.Gruplar halinde alınıyor ve her grup saat tutmadım ama sanırım 5 dakika kadar oynayabiliyor.Yani Neko Bus içinde izdiham durumu yok. :)

 Geldik en alt kata.Biz bu sırayla gittiğimizden böyle anlattım.En alt yani zemin katta ufak bir sinema var.15 dakikalık kısa Jiburi filmleri ilenebiliyor.Giriş bileti resepsiyondan alınıyor.Bilet de ayrı şahane yalnız. :) Bu sinemanın bir güzelliği de Meyra'nın sinema korkusunu yenmiş olması oldu bizim için.Sinemaya gidelim diyor şimdi.Pazar günü götüreceğim bakalım. :)


İşte böyle.İçerisi mümkün olduğunca kısa kestiğim kadarıyla bu kadar.Dışarıda ise yine görülesi ayrıntılar var.Hatta fotoğraf çekilesi :) Bir de hediyelik kısmı tabi.Ben burada da azıcık kaybolmuş olabilirim. :) Cafe'sinde de kahve üstüne şahane Mei çiziyorlarmış.Ama biz iyice geç olduğundan bu sefer oraya uğrayamadık.Ama en kısa zamanda bir daha gideceğiz. :)





Jiburi resmi web sitesi burası.Merak edenler buradan buyursun :)

http://www.ghibli-museum.jp/en/welcome/

17 Ocak 2017 Salı

Japonya'da Regl Olmak? (Kirlenmek???)

 Taa geçen seneki regl ile ilgili bir postum bir anda yeniden ilgi görmeye başlayınca, bir baktım ki meğersem çok muhterem kurum TDK'nın "Kirli" karşılığına uygun gördüğü "aybaşı durumunda bulunan kadın" tanım mevzusu yine alevlenmiş.

 Konuya zaten,bazı kadınların bile kendilerini regl durumunda "kirli" diye tabir etmelerinde ve bunu sorgusuz sualsiz kabul etmelerinde hiçbir sorun görmemelerini, sorun olarak gördüğüm yorumunu yapmıştım.Onun için bu kısmı fazla uzatmayacağım.Japonya'da bir genç kız regl olduğunda ne oluyor onu anlatacağım.

 8,9 sene önce henüz araştırma öğrencisiyken, yabancı öğrencileri pek seven, bizi hep evine yemeğe filan davet eden,hatta yazlık evine tatile falan götüren bir teyzeler grubu vardı.Bu teyzelerden birini evi hemen okulun karşısında olduğundan habire çay içmeye falan giderdik.Tezyenin iki tane de kızı vardı.Biri üniversitede biri bizden biraz daha büyükçe.

 Neyse birgün yine akşam yemeğinde normal tuzsuz yağsız Japon pilavından biraz farklı bir pilav çıkardı.Pembe renkli,biraz yapış yapış ama çok güzel.Bu nedir deyince anlattı.Bu pilavın adı "Sekihan" yani kırmızı pilavmış.Aslında kutlamalarda yapılır ve yenilirmiş.Bu kutlamalardan önemli bir tanesi de kız çocuğunun ilk defa regl olduğu gün.

 Evet.Kız çocuğu ilk defa regl olduğu gün,artık yetişkinler dünyasına adım attmasının kutlaması olarak anne "sekihan" pişiriyor ve ailecek yiyorlarmış.Yerken mevzusunu ediyorlar mı bilmiyorum ama ailecek kutlanıyor bu olay.

 Şimdi internetten biraz araştırma yapınca gördüm ki, günümüzde bu sekihan olayı azalıyor olsa da, onun yerine regl olan kız çocuğuna kutlama için hediye alan aileler çoğunluktaymış! Bu şekilde kutlayan birkaç anneye sebebini sormuş bir ped markası.Anneler demiş ki, "Çünkü bunun utanılacak birşey olmadığını bilmesini istedim.Yetişkinliğe adım atmayı kutlamak gerek elbet"...

 Şimdi ben bunları dinleyip, okuyup öğrenince bana bir gülme geldi.Anılarımı hatırladım sanırım.Anca gülüyorum ne yapayım.Siz de gülün.Olan olmuş. :) Ama isterim ki bundan sonra olmasın..Mesela düşünelim kızına regl oldu diye hediye alan, kırmızı pilav yapıp kutlayan toplumla, oğlunun pipisinden parça kesip davulla zurnayla erkek oldu diye kutlayarak cümle aleme sevinçle ilan ederken, kızına doğal bir döngüyü yaşadığı halde yerin dibine girme zorunluluğu yaşatan toplumların farklarını.Hadi ev ödevimiz olsun bu hafta bize...